Alayhan

Han, Aksaray-Nevşehir yolu üzerinde Aksaray’a yaklaşık olarak 35 kilometre mesafededir. Kendisinden önceki menzil Öresun Han’dır. Sonraki menzil ise Sarı Han’dır. Son yıllara kadar hanın ortasından Nevşehir-Aksaray devlet karayolu geçiyordu. Yapı inşa edildiği bölgede bir yamaç üzerine kurulmuştur. Kuzey bölümü yüksekte güney kısmı ise daha alçakta kalır. Restorasyon sırasında yapının kuzeyinde başka yapılara ait izler de ortaya çıkarılmıştır. Yapı plan tipi olarak açık bölüm (servis mekanı) ve kapalı bölümden (barınak) oluşur. Günümüze yapının sadece kuzeyindeki kapalı bölüm olan barınak kısmı ulaşmıştır. Restorasyon sırasında yapının güney tarafında kazı çalışması yapılmıştır. Bu esnada açık bölümün plan elemanları bulunmuştur.

Yapının güneyinde, yapıdan bağımsız ikinci bir bölüm daha bulunur. Bu yapının dört köşesindeki duvar kalıntıları belirli bir yükseklikte günümüze ulaşmıştır. Restorasyon sırasında bu yapı ve çevresinde de arkeolojik kazı çalışmaları yapılmış, yapının planı tamamen ortaya çıkarılmıştır.

Yapının mevcut isminin dışında başka bir ismi bilinmemektedir. Ancak Selçuklu dönemi tarihi kaynaklarında varlığı bilinen II. Kılıçaslan Kervansarayı’nın burası olması da olasıdır. Bu durumda yapının sultan hanı olarak tanımlanması olasıdır. Ancak bu yönde herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. Alay Han ismi ise hanın yakınlarında bulunan bir köye dayanıyor. Osmanlı dönemi arşiv kayıtlarında bu köy geçmektedir.
Yapının üzerinde basit bir kitabe kuşağı görülür. Ancak kitabe çok fazla tahrip olduğu için okunamamaktadır. Kitabenin okunabilen kısmından hareketle kervansarayın, Ahlatlı bir usta tarafından yaptırılmış olabileceği ileri sürülmüştür. Hatta bazı araştırmacılar kitabede geçen bir kelimeden hareketle,
Alaeddin Cami’inin minberinin ustası Üstad el-Hac Mengümberti el-Hilati olmasını ihtimal dahilinde değerlendirmişlerdir.
Öresun Hanı’nın kitabesi bulunana kadar Anadolu’daki en eski tarihli kervansaray olarak kabul edilmekteydi. Yapının süslemelerinin dekoratif analizlerinden yola çıkılarak II. Kılıçaraslan dönemine ait bir yapı olduğu ileri sürülmüştür.
Yapı malzemesi olarak düzgün yontu taşı kullanılmıştır. Kazı sırasında doğu cephede temele yakın bölümde Bizans dönemine ait devşirme bir yapı malzemesi bulunmuştur. Kapalı bölüm ölçek olarak açık bölümden daha küçük tutulmuştur. Kapalı bölüm ortadaki sahına dik olarak uzanan yedi sahından oluşur. Girişten sonra barınak kısmını boylu boyunca kapsayan orta sahının her bir tarafındaki sahınlar ikişer ayak sırasıyla desteklenmiştir. Orta sahın ve her bir kenarda en dıştaki sahınların haricinde kalan iki ayak arasındaki bölümde bir seki sırası uzanır.

Kuzey güney doğrultusundaki yapının kuzey cephesi, yola paraleldir. Cephenin ortasında yer alan girişin kütle olarak kapalı barınak kısmının taçkapısıyla benzerlikler gösterdiği anlaşılmaktadır. Kazı sonucunda, avlunun asimetrik bir planda inşa edildiği, kapalı bölümün nerdeyse iki katı büyüklüğünde bir alanı kapladığı anlaşılmaktadır.

Avlunun güney cephesinde, girişten sonra eyvan şeklinde avluya doğru açılan bir açıklık bulunur. Düzgün döşeme taşlarının bir bölümü halen yerinde duran avluda, döşemenin hemen altında taçkapı açıklığına doğru yönelen bir pis su kanalı açığa çıkarılmıştır. Taçkapı açıklığının doğusunda kare planda bir mekan bulunur. Bunun hancının kullandığı mekan olması olasıdır. Buranın hemen bitişiğinde hanın güneydoğu köşesinde ise uzun ince bir koridor ile avluya bağlanan doğu-batı doğrultusunda uzanan dikdörtgen bir mekan bulunur. Burası plan olarak Karatay Hanı’na benzer. Bu sebeple de Karatay Hanı’ndaki gibi tuvalet olarak işlevlendirilmiş olması olasıdır. Giriş holünün batısında birbirine bitişik avluya doğru yönelen önleri açık iki mekan yer alır. Burası eyvan olarak düzenlenmiş olmalıdır.
Avlunun batısında kuzey güney doğrultusunda uzanan iki sıra kare ayakla desteklenmiş bir revakın izleri bulunmuştur. Avlunun doğu tarafında ise belirli aralıklarla dizilmiş mekanlar yer alır. Bu mekanlardan, kuzeyden itibaren üç tanesi eş genişlikte dikdörtgen planlıdır. Her üç mekan da doğrudan avluya açılır. Kuzeyden itibaren üçüncü mekan, bir dağıtım mekanı işlevini görmektedir. Bu mekana güney yönde üç tane kare planlı oda açılır. Bu mekanların arkasında da yine doğu batı doğrultusunda uzanan dikdörtgen planlı bir oda yer almaktadır. Avlunun doğu kanadının güney köşesinde bir de hamam bulunur. Hamam, Karatay Hanı’nın hamamıyla plan bakımından benzer özellikler göstermektedir. Kare planlı, soyunmalık ve ılıklıktan sonra yine kare planlı ancak daha büyük ölçekli sıcaklık mekanı yer almaktadır. Sıcaklık mekanının üzerinin kubbeyle örtülü olması olasıdır. Sıcaklığın güney duvarına paralel olarak uzanan su deposu dikdörtgen bir plan formundadır. Su deposunun arkasında ise doğu cephede hanın dışından girilen, külhan kısmı yer alır. Tıpkı Karatay Han’da olduğu gibi bu bölümün üzerinin açık olduğu düşünülebilir.
Avluda yapılan kazı çalışmaları sırasında avlunun ortasında fevkani mescit bölümünün izleri bulunmuştur. Bu izlerden dört ayak üzerinde yükselen sultan hanlarında görülen fevkani türde bir mescit olduğu anlaşılmaktadır. Mescidin altında bir de kuyu olduğu düşünülen bir açıklığa da rastlanılmıştır. Yapının dekoratif süslemesi taçkapıda yoğunluk kazanmıştır. Taçkapıda belki de en çok dikkat çeken kısım, alçak rölyef tekniğinde kesilmiş, mukarnasların altında tam ortada, bir Bursa kemeri formunda çerçeve içine yerleştirilen çift gövdeli tek başlı aslan figürüdür. Mitolojik kökeni oldukça eski olan bu motif Anadolu öncesinde Karahanlıların Tirmiz Hükümdar Sarayı’nda ve Sasani kültüründe zengin bir biçimde kullanılmıştır.
Son yıllara kadar oldukça kötü bir durumda olan hanın sadece kapalı bölümün taçkapısı ve bu kapının gerisindeki duvar ile doğu-batı duvarı mevcut idi. 2008 yılında başlayan restorasyon çalışmalarıyla kapalı bölümün tonozları tamamlanmış ve üzeri kapatılmıştır.

AlayhanMurat KAYA